Ey Rabbimiz!

Ey Rabbimiz! Senden dünya ve ahirette afiyet ve bizden şerri uzaklaştırmanı dileriz. Âlem-i İslâmı ve bütün insanlığı arzi ve semavi afetlerden koru.
Ey Rabbimiz! Gücümüzün zayıflığını, çaremizin azlığını ve insanlarca önemsenmeyişimizi sana şikâyet ediyoruz. Bizi kendi gözümüzde küçük, fakat insanların gözünde büyük eyle.
Ey Rabbimiz! Senden rahmetini celbedecek şeyleri, gerçekleşmesi muhakkak olan mağfiretini, her türlü günahtan korunmayı, her türlü iyiliği kazanmayı, cennet ve Cemal'inle şereflenmeyi ve cehennemden kurtuluşu dileriz.
Ey Rabbimiz! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızı mağfiret et. Senden işimizde rüşde hidayet etmeni istiyor, nefislerimizin kötülüklerinden sana sığınıyoruz.
Ey Rabbimiz! Bizi yücelt, eksiğimizi- gediğimizi gider, bize rızık ihsan et, bizi salih amellere,  güzel ahlaka ilet. Zira bunların salih olanına ancak sen ulaştırır, kötülerinden de ancak sen alıkorsun.
Ey Rabbimiz! Ciddiyetimizi, şakamızı, zulmümüzü ve haksızlıklarımızı, hatamızı, kastımızı mağfiret buyur. İtiraf ediyoruz ki bu kusurların hepsi bizde vardır, ihsan ettiğin nimetlerin bereketinden bizi mahrum etme, mahrum ettiklerinle de imtihan etme.
Ey Rabbimiz! Her işimizde esas olması itibariyle dinimizi ıslah et. İçinde geçimimiz olan dünyayı ıslah buyur. Döneceğimiz yer olan ahiretimizi ıslah et. Hayatı her türlü hayırları artırmamıza vesile kıl. Ölümü de her türlü şerlerden kurtulup rahat etmemize vesile yap.
Ey Rabbimiz! Bizi, Seni çok zikreden, Senden çok korkan, Sana çok şükreden, Sana çok itaat eden, Sana karşı içi saygı ve huşu ile dopdolu olan, dua dua yalvaran ve durmadan Sana teveccüh eden insanlar eyle.
Ey Rabbimiz! Sana güzelce ibadet etmeyi istiyor, Senden doğru yolda azim ve sadık diller selim kalpler dileniyoruz. Dillerimizdeki düğümleri çöz, onları güçlendir ve istikamet ver. İçimizdeki kinleri, nefretleri ve hasedleri sök al.
Ey Rabbimiz! Senden hayırlı işler yapmayı, kötülükleri terk etmeyi, fakirleri sevmeyi, bizi bağışlamanı, bize merhamet etmeni ve insanların fitnesini murat buyurduğunda fitnelere düşmeden bizi vefat ettirmeni dileriz.
Ey Rabbimiz! Senden; Senin sevmeni, Senin sevdiklerinin sevgisini ve bizi Senin sevgine ulaştıracak amellerin sevgisini dileriz. Senden tertemiz bir hayat, dosdoğru bir ölüm, rezil etmeyen ve ayıpların sayılıp dökülmediği bir dönüş istiyoruz.
Ey Rabbimiz! Senden hidayet, takva, afiyet ve zenginlik istiyoruz. Bize talihsiz ve nankör olmayan, şirkten arınmış, tertemiz kalpler lütfeyle.
Ey Rabbimiz! Bize korkudan öyle bir pay ayır ki; bu sana karşı işlenecek günahlarla bizim aramızda bir engel olsun. İtaatinden öyle bir nasip ver ki; o bizi cennetine ulaştırsın. Yakininden öyle bir hisse lütfet ki; dünyevi musibetlere tahammül kolaylaşsın.

Ey Rabbimiz! Sağ olduğumuz müddetçe; kulaklarımızdan, gözlerimizden, kuvvetimizden, istifade etmemizi nasip et. Aynı şeyi bizden sonra gelecek olan neslimize de nasip et.

Ne olur “Ol” de olsun Allah’ım.

Evren’in, canlı ve cansız her şeyin, Alemlerin yaratıcısı Melik Allah’ım. Senin gücün karşısında tüm kainat boyun eğmiş ve seni tesbih ederken, kibirli şeytana uyup senden gaflete düşen biz aciz kullarına merhamet et affı bol, şefkatli Allah’ım.

Sen, gözlerimizi ve gönüllerimizi zenginleştir. Gözleri olup göremeyen, kalbi olup körelenlerden kılma bizi. İmandan sonra sapmaktan koru, nurunla aydınlat içimizi.

Yaşamımız, ölümümüz, sahip olduğumuzu sandığımız her şeyimiz senin, benim Ganiy Allah’ım. Mülkünü biz aciz kullarına lütfettiğin için şükürler olsun sana ya Rabbim. Güzel renkleri, kokuları, tatları, kitabımızı, dinimizi, güzel peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i biz kullarına hediye ettiğin için çok şükür Allah’ım.

Tevbelerimizi, şükürlerimizi, dualarımızı, ibadetlerimizi kabul et, yanlışlarımızı düzeltmemizde bize yardım et ya Rabbim.

Şeytanın ve nefsimizin şerrinden bizi koru. Bizleri güçlü, sabırlı ve ibadette kararlı kıl benim Aziz Allah’ım.

Ölüm anında pişmanlık yaşatma. Ahirette nurları sağ yanlarında ve önlerinde Rabbine doğru koşanlardan olmamızı nasip et. Ateşin azabından koru bizleri. Cehennem ateşiyle değil, Allah aşkı ile yak bizleri. Adn ve Firdevs cennetlerinde, seçilmiş elçilerin ve mümin kullarınla beraber olmamızı nasip et Kadir Allah’ım.

Allah’ım, senin iznin olmaksızın bir yaprak dahi düşmez. Sen “Ol” dersin ve olur. Sen izin ver, sen izin ver imanımız artsın benim Mü'min Allah’ım.

Sabır ve hayırlarda mümin kardeşlerimizle yarışalım, iyiliği emredip kötülükten sakındıralım, öfkemizi yutalım, Allah sevgisi ve Allah korkusu ile yaşamımızın her anını Sana adayalım.


Ne olur “Ol” de olsun Allah’ım.

Hak yolunu bulmak için bize akıl ve düşünme gücü ver. Hak yolunda kalmamız için bize iman gücü ver. İnanıp salih amellerde bulunanlardan kıl bizleri.

Allah’ım mallarımız, canlarımız, sevdiklerimiz sana emanet. Bizleri tüm kötülüklerden, akılsızlıktan, gafletten, umutsuzluktan, vesveseden ve şerden koru ya Rabbim.

Tüm peygamberlere selam olsun!

Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür." (Araf Suresi, 126)

Yankı

Bir adam, oğlu ile ormanda yürüyüş yapıyor. Birden çocuk takılıp düşüyor ve canı yanıp “Ahhhh” diye bağırıyor.
İlerideki dağın tepesinden “Ahhhh” diye bir ses geri geliyor. Çocuk şaşırıyor. Merak ediyor ve “Sen kimsin” diye bağırıyor. “Sen kimsin” diye cevap geliyor dağdan..Çocuk kızıyor. “Sen bir korkaksın” diye bağırıyor.
Dağdan gelen ses “Sen bir korkaksın” diye cevap veriyor.
Çocuk babasına dönüp “Ne oluyor böyle?” diye soruyor.
Oğlum” diyor adam, “Dinle ve öğren!”
Dağa dönüp “Seni seviyorum” diye bağırıyor. Gelen cevap “Seni seviyorum
oluyor. Baba tekrar bağırıyor, “Sen bir harikasın..” Gelen cevap “Sen bir harikasın..”
Oğlan çok şaşırıyor, ama ne olduğunu gene anlayamıyor. Babası anlatıyor..
İnsanlar buna ‘Yankı’ derler, ama aslında o ‘Yaşam’dır. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam davranışlarımızın aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol!. Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan, sen sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, herkes için her zaman geçerlidir.Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın bir aynada yansımasıdır..”

Beri Gel Daha Beri

Beri gel daha beri daha beri,
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle,
Bu hır gür, bu savaş, nereye dek,
Sen bensin işte, ben senim işte!
Ne diye bu direnme böyle ne diye,
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık ne diye,
Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,
Ne diye böyle şaşı olmuşuz ne diye!
Zengin yoksulu hor görür ne diye,
Sağ soluna yan bakar ne diye,
İkisi de senin elin ikisi de,
Peki kutlu ne kutsuz ne?
Topumuz bir tek inciyiz, bir tek,
Başımız da tek, aklımız da tek,
Ne diye iki görür olup kalmışız,
İki büklüm gök kubbenin altında ne diye!
Sen habire gevele dur bakalım,
Habire usul boylu birlik çam ağacı de,
Sonu nereye varır bunun nereye!
Şu beş duyudan, altı yönden,
Varını yoğunu birliğe çek birliğe,
Kendine gel benlikten çık uzak dur,
İnsanlığa karıl, insanlara, insanlarla bir ol!
İnsanlarla bir oldun mu bir madensin bir ulu deniz,
Kendinde kaldın mı, bir damlasın, bir dane,
Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini,
Köpek köpekliğini ededurur, köpekliğini.
Tertemiz can, canlığını işler, canlığını,
Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini,
Ama sen canı da bir bil bedeni de,
Yalnız sayıda çoktur onlar alabildiğine.
Hani şu bademler var ya, bademler gibi,
Ama hepsindeki yağ bir.
Dünyada nice diller var, nice diller,
Ama hepsindeki anlam bir.
Sen kapları testileri hele bir kır,
Sular nasıl bir yol tutar gider;
Hele birliğe ulaş, hır gürü savaşı bırak,
Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.
Mevlâna Celâleddin-î Rûmî

Taç Ma’rifet Tacıdır

Taç ma’rifet tacıdır, sanma gayrı taç ola,
Taklit ile tok olan, Hakikate aç ola.
Düşe düşüp aldanma, kendini hayrete salma,
Hak’tan gayrı ne vardır, tabire muhtaç ola.
Sana alem görünen, hakikatte Allah’tır,
Allah birdir vallahi, sanma ki birkaç ola.
Bir ağaçtır bu alem, meyvesi olmuş adem,
Maksut olan meyvedir, sanma ki ağaç ola.
Bu sözlerin meali, kişi kendin bilmektir,
Kendi kendin bilene, hakikat mi’rac ola.
Hak denilen özündür, özündeki sözündür,
Gaybi özün bilene, rububiyyet taç ola.
Gaybî Sunullah

Sen Sana Ne Sanırsan

Miskinlikte buldular, kimde erlik var ise,
Merdivenden ittiler, yüksekten bakar ise.
Gönül yüksekte gezer, dem-be-dem yoldan azar,
Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise.
Ak sakallı pir hoca, bilemez hali nice,
Emek vermesin hacca, bir gönül yıkar ise.
Sağır işitmez sözü, gece sanar gündüzü,
Kördür münkirin gözü, alem münevver ise.
Gönül Çalabın tahtı, Çalab gönüle baktı,
İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise.
Sen sana ne sanırsan, ayruğa da onu san;
Dört kitabın manası, budur eğer var ise.
Bildik gelenler geçmiş, konanlar geri göçmüş,
Aşk şarabından içmiş, kim mana duyar ise.
Yunus yoldan azuban, yüksek yerde durmasın,
Sinle sırat görmeye, sevdiği didar ise.
Yunus Emre

Şimdi İrfan Vaktidir

Şimdi irfan vaktidir, takvâya hâcet kalmadı,
Zevk-i vicdân vaktidir, feryâda hâcet kalmadı.
Ehli vahdetten alanlar, ilmi tevhid dersini,
Gizli irfan buldular, fetvâya hacet kalmadı.
Hamdülillah sôfiyâ, aydık müsemmâdan haber,
Zâtı mahzardır gönül, esmaya hacet kalmadı.
Etti şems-i ehadiyyet, burc-u vahdetten tulû,
Leyl-i firktat zâli oldu, ay’a hâcet kalmadı.
Hakk’ın feyzi âleme, düpdüzdür anlar isen,
Bu görünen mevcûdât, bir yüzdür anlar isen.
Enbiyânın geldiği, dört kitabın indiği,
Her lisanın dediği, bir sözdür anlar isen.
Hakk vechini görmeye, gözü dönmüş Âdeme,
Bu âyinede âlem, bir tozdur anlar isen.
Gaybî Sunullah

Hacı Rıfkı

Vakit gece yarısı… Ortada ses sada yok… Uzaktan bir iki köpek havlaması duyuluyor o kadar. Rıfkı amcanın yüreği kıpır kıpır…
Akşam üzeri hac işlemini birlikte yaptırdığı müstakbel hacı arkadaşlarıyla vedalaşmış, evine gidiyor. Birkaç gün sonra Allah nasip ederse mukaddes topraklara doğru yola çıkacaklar. Bu duyguyu ailesi ve çocuklarıyla paylaşmak için aceleci…
Tenha sokakta ilerlerken, loş ışığı henüz sönmemiş bir evin önüne geldiğinde pis bir koku burnunun direğini
kırıyor. Öyle pis koku ki, midesi bulanıyor.
Üüffff!” diyor gayri ihtiyari, “Bu ne pis bir koku Allah'ım. Leş kokusu bu be…”
Koku sebebiyle sağına soluna bakınırken loş ışıklı pencereden bir ses duyuyor ağlamaklı:
Anne pişmedi mi daha? 

Durup içeriye kulak kabartıyor.
Az daha sabret yavrum. Az kaldı. Bir başka çocuk sesi. Diğer kardeşi olmalı.
- Anne çok acıktım.
- Tamam kızım pişiyor işte.
Pis koku insanın midesini bulandırıyor. Öğürmemek için çaba gerek.Peki yavrularını teselli etmek isteyen annenin sesindeki mahzunluğa ne demeli… Rıfkı amca duramıyor:
Ben altmış yaşıma gelmiş bir ihtiyarım. Merak ettim yahu. Bir gidip soracağım.” diyor kendi kendine.
O zamanlar terör nerde, öyle anarşist nerde? Kimin aklına gelir art niyet… Üstelik biraz araştırsan herkes birbirini tanır. Hele Rıfkı amca ki, Erzurum’da bilmeyen çıkmaz.
Biraz da bu cesaretle burnunun direği kırılsa da çalıyor kapıyı. Bir iki tıklatıyor tabii. Sonunda kapı çekingen bir şekilde gıcırtıyla açılıyor. Tamam işte, o leş kokusu içeriden geliyor. Ama artık merak, kokuyu bastırmıştır. Kapı aralandı işte. Gencecik bir gelin. Otuz otuz beş yaşlarında. Yüzüne yaşmak denilen cilbabını çekmiş kapı aralığından soruyor:
- Kim o?
- Benim kızım, ismim Rıfkı.
- Ne istersiniz?
- Yoldan geçiyordum. Sesler duydum. Halinizi merak ettim yavrum. Müsaade ederseniz bu meraktan kurtulmak
istiyorum.
O esnada zaten çocuklar da annelerinin eteğinden tutarak kapı aralığından bu meçhul adama bakıyorlar, niçin geldiğini anlamak istercesine… Rıfkı amca üstleri başlan loş ışıkta bile perperişan olan bu çocukların halini görünce koyveriyor kendini. Dünyası allak bullak oluyor.
Ne haccın sevinci kalıyor yüreğinde, ne az önceki manevi heyecan. O yürek şimdi bir sorumlulukla sarsılıyor.
Bir mü’min olarak, bu gece vakti iki küçük çocukla bu tenha sokakta loş ışığın altında hayat mücadelesi veren bu sahipsiz genç kadının halinden sorumlu hissediyor kendini.
Kimin kimsen yok mu kızım?
- Yok amca. Kocam öleli iyice naçar kaldım.
- Evine misafir olabilir miyim?
-Buyur gel ama…

Cümlenin sonundaki “ama“nın ne anlama geldiğini çok iyi biliyor Rıfkı amca. “Ne oturtacak misafir odam var, ne ikram edecek bir kahvem” denilmek isteniyor.
Ne fark ederdi ki, Rıfkı amca ne misafir köşesine kurulmak ne de kahve içmek istiyor. Onun tek derdi bu kimsesiz ailenin halini öğrenmek. Öğreniyor tabi. Yüreği kıyım kıyım kıyılarak öğreniyor. Kapıdan içeri girer girmez dayanamayıp soruyor:
Kızım bu pis koku ne Allasen.
Susuyor genç kadın. Dudakları titriyor. Gözlerinden aşağı inen yaşları fazla saklayamıyor. Başını kaldırıp şöyle bir bakıyor, gece yarısı belki de Allah tarafından gönderilen nur yüzlü ihtiyara.
Söyle yavrum çekinme söyle…
- Ölmüş köpek eti amca…
Ardından hıçkırıklarını koyveriyor anne. Başını Rıfkı amcanın omuzuna koyup babasına sarılır gibi çaresizliğini anlatıyor:
Çocuklarım aç amca. Kimsem yok. Kime gideydim?
Rıfkı amca taş mı sanki? Kim dayanır o hale?
Koskoca adam, çocukluğundan beri ilk kez hıçkırarak ağlıyor, hem de çocuklar gibi:
-Allah'ım affet… Allah'ım affet!.. 
Çocuklar melül melül annesiyle birlikte ağlayan ak saçlı adamın yüzünden aşağı süzülen yaşlara bakadursunlar
Rıfkı amca ani bir kararla anneyi omuzundan tutuyor:
-Tamam kızım, artık ben yanındayım. Sen benim kızımsın, bunlar da torunlarım. Hemen indir o leşi ocaktan.
Bekleyin ben yarım saate kalmaz gelirim.

Kimsede konuşacak hal yok. Rıfkı amca kapıdan çıkar çıkmaz, ardından atlı kovalarcasına koşuyor. Hem koşuyor hem söyleniyor:
- Hacca gitmiyorum bu sene… Hacca gitmiyorum… Allah'ım affet… Hacca gitmiyorum…
Kendi evine vardığında evdekilerin yüreği ağzına geliyor.
Eyvah, babalarına ne oldu? Öyle ya Rıfkı amcanın göğsü körük gibi inip kalkıyor.
- Baba, bu ne hal.
- Hemen dediğimi yapın!
- Tamam da baba?

Ardından talimatlar yağdırıyor herkese: -Hanım, kullanmadığın ne kadar tabak çanak varsa hepsini çıkart. Yastık yorgan, halı kilim ne varsa çıkartın.
Bu telaş üzerine Rıfkı amcanın diğer çocukları da başına üşüşüyor. Ama baba bu. Kimse bir isteğim ikileyemez.
Öyle bir saygı var o zaman. Rıfkı amca, hem ağlıyor hem oğluna kızına torunlarına emirler yağdırıyor tatlı tatlı:
Sen badana boya için kireç vs tedarik et; sen keser çekiç çivi falan ayarla. Sizler yastık yorgan çarşaf çıkartın.
Sen un yağ şeker gibi erzak hazırla… Haydi hemen yola çıkacağız!
- “Eyvaah” diyor aile, “Rıfkı amca hac sevdasıyla aklını oynattı.”
Çünkü gece gündüz hac için hazırlık yapan bu adam birden ne oldu da bu hale geldi? “Tamam bu iş burada bitti” diyor aile. Ama bakalım ne olacak?
Yarım saat sonra baba önde, yastık yorgan, mala çekiç, tencere tabak, ailesi ardında. Rıfkı amca yine aynı
heyecanla kapıyı tıklatıyor .”Geldik yavrum, geldik!” diyor.
Rıfkı amcanın ailesi gördüğü manzara karşısında şaşkın.
Herkes neredeyse küçük dilini yutacak. Ama az sonra işin sırrı anlaşılıyor. Bu kez görev taksimatı hemen oracıkta yapılıyor.
Mağdur anne ve çocukları hemen Rıfkı amcanın evine misafir olarak götürülüyor. Çocukların yemekleri hazırlanacak. Güzelce yıkanıp temizlenecek ve karınları doyurulacak.
Orada kalanlar da kadıncağızın evini oturacak hale getirecekler. Sabaha kadar evin altı üstüne getiriliyor. Biri kapıyı pencereyi tamir ediyor. Biri boyayı badanayı başlatıyor. Yastıklar yorganlar yerleştiriliyor. Kilimler seriliyor. Ev sabaha bayram evi gibi hazırlanıyor. Üstelik o gürültüyü ne bir komşu duyuyor, ne kimse rahatsız oluyor, hayret!..
Sabah ezanlarıyla birlikte her şey tamam…
Rıfkı amca ertesi gün huzura kavuşmuş, belli… Sakinleşmiş halde, çocukları tekrar evinde ziyaret ediyor. Erzak getirilmiş çuval çuval… Ayrıca hacca gitmek için ayırdığı parayı da genç anneye teslim ediyor.
Amca Allah senden razı olsun. Allah gönlüne göre versin.
Birkaç gün sonra… Hacı adayları yola revan oluyorlar…
Rıfkı amca arkadaşlarını yolcu ederken bir garip halde. O mübarek topraklara gidemediği için yüreği buruk. Gerçi çaresiz bir annenin imdadına yetiştiği için de huzurlu. Bu garip duygularla yol arkadaşlarını uğurlayıp, mahzun bir şekilde arkalarından el sallarken, Rıfkı amcanın çocukları, babalarının bu haline doğrusu çok üzülüyorlar.
İki buçuk ay boyunca hacdan dönen arkadaşlarının yolunu gözlüyor Rıfkı amca. Hiç olmazsa onlardan dinleyecek o mübarek yerleri… Ama Rıfkı amcanın ailesi bir kere daha şaşıracak. Çünkü hacdan dönen arkadaşlarının soluk aldığı ilk yer Rıfkı amcanın evi. Herkes Rıfkı amcaya gelip, hürmetle elini öpmek için eğiliyor.
Rıfkı amca bile şaşkın:
Hayırdır, hacdan dönen sizsiniz. Ben size gelecekken?
Sen oradaydın. Bizden sonra nasıl gittin? Bizden önce nasıl döndün sen oradan? Hacı Rıfkı?
Yanılmış olmayasınız.
- Nasıl yanılırız Hacı Rıfkı, Bize bu yeşil akikleri hediye vermedin mi?

Rıfkı amcanın buğulu gözleri uzak ufuklara dalıp giderken, hacı arkadaşları hala, ellerindeki yeşil akikleri Rıfkı amcaya gösterip onu inandırmaya çalışıyorlardı.

Tek Kanatla Uçulmaz

Sadece aklı -mantığı öne çıkararak yaşamak mekanik ruhsuzluk;
Sadece duygu- hayalle yol almak melankolik sarhoşluktur!…
Hayatı tek bir boyuta indirgeyerek yaşamaktır; “Allah’ın kalpleri mühürlemesi” denen hal !…


Sen hala öteden biri kalbini mühürler mi sanıyorsun? Yoksa “Kişi ilgi, sevgi, düşünce ve bakış açısıyla kendi kendini kilitler, perdeler” şeklindeki sistem realitesini fark edebiliyor musun?…
Tek kanatla uçulmaz bilirsin!
Sonu ruhsuzluk olan yaşam da, sonu sarhoşluğa varan algı da tek kanatlılıktır, perdeliliktir, körlüktür. Beyninin çift loblu olduğu halde bir tanesini kullannarak yaşamak ve ahiret boyutuna öylece geçmenin adıdır; Hüsran!…
Çift kanatlı olmak; aklı da duyguyu da yerli yerince kullanmaktır!…
Çift kanatlı olmak; tercih yapmaksızın, yorum yapmaksızın, yargılamaksızın yaşamaktır ki; beynin her iki lubunu da yüksek oranda kullanma getirir.
İşte bunu yapabilene HALİFE- İNSAN denilir. Tekliğe- Tevhide ermek denen de budur.
Sadece akıl, sadece duygu diye yaklaşan diğerlerine ne dendiğini ben söylemeyeyim. Sen tahmin edersin!
Kur’an’a iyi bakarsan o da söyler sana.
***
Şirk; iki görmek ve ikiden biriyle yaşamayı seçmektir.
Vahdet; ikideki biri görmek ve gördüğünün de
üstünden seyretmektir hayatı.
Buna talipsek hepimize hazmıyla kolaylaşa, lütfola, ihsan ola.

Sen lütufta bulunanların en güzelisin..

Yüce Rabbimiz! Bizim için de nezdindeki hazinelerin kilitlerini açmanı ve esrar-ı rubûbiyetinin perdelerini aralamanı dileniyoruz. Bize ulûhiyetinin esrarıyla teveccühte bulun.. azamet ve kibriyanla öyle tecelli et ki, gönül gözlerimiz Seni unutup da kendimize ve masivaya takılmaktan kurtulsun.. nurunun şualarıyla bütün cismanî meyillerimizi siliver, siliver de hayvaniyetimize bakan yönüyle keyfiyet ve kemiyet darlığına dûçar kalmayalım. Ey Rabbimiz! Biz âciz, zayıf, garip ve muhtaç kullarına rahmaniyetin, rahîmiyetin, inayet ve riayetinle nazar kılmanı istiyoruz. Ne olur, Senin ulu dergâhına yönelen şu derbeder gönülleri boş çevirme!Senden, yerde ve gökteki bütün kullarının kalblerinde bizim için bir sevgi zemini hazırlamanı diliyoruz. Nezdinde armağanların en güzeli olan kurbet payesine mazhar olmuş enbiya ve mürselîne teveccühte bulunduğun gibi bizi de teveccüh ve hüsn ü kabul mevhibelerinle donat.. bizimle cinnî ve insî şeytanların; şu geçici dünya hayatında, onların saptırma, dalâlet yollarına çekme, tesvîl (ayartma) ve tezyîn (süslü gösterme) arzularının arasını meşrık ve mağrip arasındaki mesafe kadar uzak tut! Rabbimiz! Kapında durup acz u fakrla beraber reca duygusuyla dilendiğimiz şeyleri bize lutfedeceğine inanıyoruz. Sen, Raûf ve Rahîmsin; ne olur, umduklarımızı boşa çıkarma!

Ya Rab! Sen lütufta bulunanların en güzelisin; bizi de umduklarımıza nâil eylemeni istirham ediyoruz. Başlarımızdan aşağıya sağanak sağanak yağdırdığın nimetlerden dolayı evvel-âhir bütün hamd ü senalar Sana, bizim gibi liyakatsiz gönülleri iman ve İslâm’la şerefyâb kıldığın için bütün minnet ve şükran hislerimiz yine Sanadır; bizi iman ve İslâm’la şereflendirdiğin gibi ihsanla ve daha ötesiyle de donatmanı diliyoruz. Ey kudreti sonsuz olduğu gibi rahmeti de sonsuz olan biricik Rabbimiz! Biz âciz bendelerini, ihsanda bulunduğun lütufları geri almak suretiyle ikaba maruz bırakma.. bizi de o nimetlere karşı kör ve nankör durumuna düşmekten sıyanet buyur.. bize hoşnutluğunun mahrumiyetini yaşatma! Ya Rab! Ulu dergâhının önüne geldik; Sana hatalarından dolayı uzak düşüp de hatasını anladıktan sonra içi nedametle köpüren bir ihtiyaç sahibinin lisanıyla sesleniyoruz. Dileklerimizi de sevenlerin sevdiklerinden istemesi türünden sayacağını ümid ederiz. Yaptığımız duaları, artık bütün bütün çaresiz kalmış muzdarr bir kulunun duası gibi kabul buyur ve nezd-i uluhiyetine yakınlık gibi payeler üstü bir payeyle taltif ettiğin kullarının gözlerindeki hicabı kaldırdığın gibi, Hak ve hakikatle bizim aramıza girmiş perdeleri de kaldır!